Haber

‘Bizi çipliyorlar’ gibi komplo teorileri nereden çıkıyor?


Covid-19 salgınına karşı aşılamalar başladığında bütün dünyada bir anda “aşıların insanlara çip yerleştirmek için kullanılan bir yöntem olduğuna” dair iddialar yükseldiğine şahit olduk. Dün de Elazığ’da görev yapan noröloji uzmanı Dr. Oktay Kapan, ABD’nin kendisini takip ettiğini iddia eden ve beyninde bir çip olduğunu düşünen hastası tarafından saldırıya uğradı.  Peki insanları çipler konusunda bu kadar şüpheye iten komplo teorilerinin ardında ne yatıyor ve kimler komplo teorilerine inanmaya daha yatkın?  Uzman Psikolog Alanur Özalp, salgın, ekonomik sıkıntılar gibi belirsizliklerin yüksek olduğu dönemlerde insanların korku sonucu komplo teorilerine inanmaya daha meyilli olabildiğine işaret ediyor. Komplo teorilerine inanan kişilerin üç sınıfta ele alınabileceğini aktaran Özalp, ilk grubun ağır psikolojik rahatsızlık yaşayanlardan oluştuğunu belirtiyor. Bu kişilerin gerçekte olmadığı halde o düşünceye kesinlikle inandıklarının altını çizen Özalp, “Bu kişiler, paranoya şizofreni gibi majik (büyülü) düşüncelere kapılırlar” diyor. Özalp, “Örneğin yakınlarını öldürebiliyorlar; birilerinin kendilerini takip ettiğini, öldüreceğini, çipleyeceğini ya da nüfusun azaltılacağını düşünebiliyorlar. Korkulara kapılabiliyorlar. Bu kişilerin tedavi olmamaları veya tedaviyi reddetmeleri durumunda ise geç kalınıyor” şeklinde konuştu. Ağır psikolojik rahatsızlık yaşayanların komplo teorilerine daha çok inanabileceği belirtiliyor. Fotoğraf: Shutterstock İkinci grubun ise, hassas, duygusal, ezilmiş hırpalanmış kişiler olduğuna işaret eden Özalp, bu insanların da duygusal olarak çabuk etkilendikleri için komplo teorilerine kolayca inanabildiğini vurguluyor. Özalp, üçüncü grubun ise, bilgi ve eğitim eksikliğinden dolayı komplo teorilerine inanlardan oluştuğunu söylüyor. İnternette gördüklerini muhakeme etme ve bilgileri sorgulama yeteneği güçsüz olan kişilerin de komplo teorilerine inanma eğilimi sergilediğinin altını çiziyor. “PATLAMAYA HAZIR MAYINLAR ARAMIZDA DOLAŞIYOR” Psikolojik tedavinin herkes için ulaşabilir olmadığına dikkat çeken Özalp, sözlerini şöyle sürdürüyor: Bu kişiler ilaçlara ulaşamıyor. Pandemi döneminde de tedaviler aksadı. Hastalık ilerlediğinde doktorlara, yakınlarına saldırabiliyorlar. ‘Patlamaya hazır mayın’ diye tabir ettiğimiz bu ağır psikolojik rahatsızlığı bulunan kişiler aramızda dolaşıyor. En riskli gruptakiler ise psikiyatristler, çünkü bazı hastalar ABD’nin beynine çip koyduğuna gerçekten inanabiliyorlar. TOPLUMSAL SINIF, YAŞ VE CİNSİYET FARK ETMİYOR Toplum Sağlığı Uzmanı ABD’li Sara Gorman, narsistik kişilik bozukluğu bulunan kişilerin komplo teorilerine inanma eğilimi sergilediğini gösteren araştırmalar olduğunu vurguluyor. Londra Üniversitesi’nden Prof. Chris French ise, komplo teorilerine inanış konusundaki demografik verilerin, bu eğilimin sosyal sınıflara, cinsiyetlere ve yaşa göre belirlenmediğini gösterdiğini söylüyor. Tübingen Üniversitesi’nde kültürel tarih çalışmaları yürüten Michael Butter ise, tehlike ve belirsizlik anlarında komplo teorilerinin yükselişe geçtiğine işaret ediyor. Butter, komplo teorilerinin böylesi anlarda cevaplar üreterek, mevcut kaosla mücadele etme yöntemi olabildiğini dile getiriyor. “Bu nedenle, komplo teorileri ilk karantina uygulamalarının hayata geçirildiği 2020 baharında, özellikle Avrupa ülkelerinde iyice arttı. Çünkü o dönem kimse güvende hissetmiyordu. Mart ayında, kimse bir hafta ya da bir ay sonra hayatlarımızın nasıl olacağını bilmiyordu” diyor. O dönem ayrıca salgına karşı bilgilerin de çok hızlı değiştiğini vurgulayan Butter, bilim insanlarının virüse dair her gün yeni bilgiler elde ettiklerini, o nedenle hükümetlerin hayata geçirdiği önlemlerin de bilim insanlarının tavsiyeleri ışığında hızla değiştiğini aktarıyor. “HİÇ YOKTAN ANLAM ATFETMEYE ÇALIŞABİLİYORUZ” Oxford Üniversitesi’nden Siyaset Bilimi Profesörü James Tilley ise, görünmez güçlerin politikayı kontrol ettiği teorisini örnek göstererek, bu düşünceyi anlamak için komplo teorilerinin ardında yatan psikolojiyi düşünmemiz gerektiğini kaydediyor. Tilley bu durumu, “Kalıpları ve nizamı algılama konusunda çok iyiyiz ama bazen bunlar üzerinde fazla düşünüyoruz. Hiç yoktan bazı şeylere anlam ve önem atfetmeye çalışıyoruz” şeklinde açıklıyor. Bir hikayenin komplo teorisine dönüşmesinin ardında yatan nedenin ise, içinde iyi ve kötü yanlar barındırması olduğunu belirten Tilley, bu teorileri bir süre sonra, özellikle de politikada, sevmediğimiz şeylerden sorumlu tutma eğilimi sergilediğimizin altını çiziyor. Tiley ayrıca, “O nedenle sürekli bazı komplo teorileri ortaya çıkıyor ve kayboluyor. Ayrıca işte bu nedenlerden ötürü söz konusu hikayeler daima politik olayları izah etmek için kullanılacak” diyor. Ek kaynaklar: BBC, The Atlantic, cicerofoundation.org sidal.utkucu@haberglobal.com.tr
Kaynak: Web Özel

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

Başa dön tuşu